Cuma, Mart 23, 2012

bahar geldiğinde ay bana bişeyler olayor

kış pılısını pırtısını toplayıp çekip gitti. oh olsun. artık ne daha fazla kar romantizmini izleyecek midem ne de kat kat giyinip kuşanıp lahanadan hallice gezmeye takatim kalmıştı. son bilmem kaç yılın en soğuk kışıydı, karın boyunun metrelerce, eninin kilometrelerce olduğu bilgisiydi, düşen çığlar, yuvarlanan ayılardı ögh artık dedirtmişti.
Ada'da hayat güzel. Bana daha da güzel. Depresyon hırkalarımı naftalinleyip kaldırıyorum bu haftasonu.
Kucak kucak mimozalar, bahar dalları, cismini bilip adını bilmediğim, öğrenip "ahan da bu muymuş ah canım benim diye" keyiflendiğim ne kadar güzellik varsa getiriyor arkadaşlarım, bazen de tanımadıklarım. Kış boyu Yorgo her hafta dünyanın en güzel ekmeğini bulduğu yere gitti. O ekmek demeye dilimin varmadığı başlı başına bir öğün bile olabilecek lezzete sahip dünya harikasını getirdiği günlerde illa küçük vazolara yerleştirebileceğimiz çiçekler de buldu. Sonra birden şakacı bahar geldi. Biz tabi çiçeklere, otlara metiyeler düze düze bi kaç gün geçirdik. Yanımıza alıp getirdiklerimiz de şakacı gittikten uzunca bir süre sonra inatla renklerini ve kokularını korudular. Hala daha duruyor baş köşede. Kapıda oturup bişeyler okumak, güneşe yüzünü verip el çenede bundan büyük keyif yok diye içten içe böbürlenmek ve şehirde olmamanın verdiği şükran duygusu. İşle ilgili dertlerin keke ceviz koysam mı yoksa çikolata mı parçalasam ya da kumaşların içine mi dalsam yoksa önce suluboya mı yapsam gibi kolaylıkta olması. Aslında o kolaylık duygusunu bütün bir ömre yayabilecek olma şansına sahip olmanın ferahlığı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder